İçeriğe geç

Tırnak keski ne için kullanılır ?

Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Küçük Bir Hatıra

Kayseri’de kışlar hep biraz serttir, bunu burada yaşayan herkes bilir. Rüzgâr sokak aralarına dolup insanın yüzüne çarptığında, sadece soğuk değil, sanki geçmiş de biraz sertleşir. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı akşamlar pencereyi açtığımda burnuma gelen o keskin hava bana çocukluğumu hatırlatır.

O gün de öyle bir gündü. Gri bir gökyüzü, ince ince yağan kar ve içimde sebebini tam bilemediğim bir huzursuzluk vardı. Evde yalnızdım. Annem komşuya geçmişti, telefonum sessizdeydi. Masanın üzerinde eski bir defter duruyordu; yıllardır yazdığım, bazen sayfalarını bile açmaya cesaret edemediğim defter.

O defteri açtığımda ilk gördüğüm şeylerden biri, babamın el yazısıyla yazılmış küçük bir nottu. O an içim garip bir şekilde sıkıştı. Çünkü babamı hatırlatan her şey biraz eksiklik hissi taşırdı bende.

Ve o notun yanında küçük bir çizim vardı: bir alet. O an ne olduğunu anlamadım. Altına da tek bir kelime yazmıştı: “keski”.

İşte o kelime, beni çok daha derin bir yere götürdü.

Keski Kelimesinin Bende Uyandırdığı Karışıklık

Çocukken “keski” kelimesini ilk duyduğumda, bunun ne olduğunu hiç bilmiyordum. Babam ustaydı. Kayseri’de bir tamirhanede çalışırdı. Ellerini hep yağlı görürdüm, tırnaklarının kenarında siyah izler olurdu. Eve geldiğinde annem bazen söylenirdi ama ben onun o halini garip bir şekilde güçlü bulurdum.

Bir gün onun yanında dururken masanın üstünde metal bir alet gördüm. Ucunda sivri bir parça vardı. Babam bana bakıp:

“Bu keski,” demişti.

O an aklımda iki farklı dünya çarpışmıştı. Bir yanda metalin sertliği, diğer yanda evde annemin kullandığı küçük bakım aletleri. Yıllar sonra anlayacaktım ki keski sadece bir şeyleri şekillendiren bir araçtı. Ama o gün benim için her şey birbirine karışmıştı.

Çünkü aynı kelime, bambaşka bir nesneye de aitti: tırnak keski.

O ikisi arasında kurduğum bağ, çocuk aklımla bana tuhaf bir köprü gibi görünmüştü.

Bir Çocuğun Gözünden Dünyayı Anlama Çabası

Bazen düşünüyorum da, çocukken kelimeleri yanlış anlamak aslında hayatı daha derin öğrenmenin bir yoluymuş. Ben “tırnak keski ne için kullanılır” sorusunu ilk kez o yıllarda kendi kendime sormuştum, ama doğru soruyu sorduğumu bile bilmiyordum.

Evde annem tırnaklarını keserken kullandığı küçük metal aleti izlerdim. Ucuyla tırnağın kenarlarını düzeltirdi. Bazen “çok uzamış, batıyor” derdi. O zamanlar bunun bu kadar önemli olabileceğini anlamazdım.

Ama babamın tamirhanesinde gördüğüm keskiyle evdeki o küçük alet arasında garip bir benzerlik kurmuştum.

İkisi de bir şeyi şekillendiriyordu.

Biri demiri, biri insanın kendini daha “düzenli” hissetmesini.

O yaşlarda farkında değildim ama içimde bir şey oluşuyordu: kontrol etme isteği. Belki de hayatın dağınıklığını düzeltme arzusu.

Baba, Tamirhane ve Sessiz Mesafeler

Babamla aramda her zaman bir mesafe vardı. Bu mesafe fiziksel değil, daha çok konuşulmayan şeylerden oluşurdu. O çalışırdı, ben izlerdim. O anlatmazdı, ben soramazdım.

Tamirhaneye birkaç kez gitmiştim. Orada her şeyin bir sesi vardı: metalin metale çarpması, matkapların uğultusu, yağ kokusu. Ve o seslerin arasında babamın sessizliği.

Bir gün onu izlerken elinde tuttuğu keskiyle bir parçayı şekillendirdiğini gördüm. O kadar dikkatliydi ki, sanki dünyadaki başka hiçbir şey yoktu.

O an içimden “ben de böyle biri olabilecek miyim?” diye geçirdim.

Ama aynı anda içimde başka bir duygu da vardı: hayal kırıklığı.

Çünkü onun dünyası bana uzak geliyordu.

Tırnak Keski Ne İçin Kullanılır Sorusu İlk Kez Gerçek Anlamını Buluyor

Yıllar sonra, liseye geçtiğimde bu kez annemin banyoda kullandığı küçük aleti daha dikkatli incelemeye başladım. Metal parlaktı, ucunda ince bir kıvrım vardı.

Bir gün cesaretimi toplayıp sordum:

“Bu ne işe yarıyor?”

Annem gülümseyerek:

“Tırnak keski ne için kullanılır sanıyorsun? Tırnak kenarlarını düzeltmek için,” dedi.

O an kafamda bir şey yerine oturdu.

Yıllardır kafamda büyüttüğüm o iki dünya — babamın keskisi ve annemin tırnak keskisi — aslında tamamen farklı şeylerdi ama içimde aynı yere dokunuyordu.

İkisi de fazlalığı alıyordu.

Biri metalden, biri insandan.

Ve ben bunu fark ettiğimde garip bir huzur hissettim.

Büyümek: Eksilen Parçaların Sessizliği

Büyümek dediğimiz şey aslında biraz da eksilmekmiş. Bunu 25 yaşında daha iyi anlıyorum. İnsan büyüdükçe bazı şeyleri düzeltmeye çalışıyor ama bazı şeylerin düzelmediğini de kabul ediyor.

Babamı daha az görmeye başladığım yıllarda, tamirhane artık eskisi gibi bir yer olmaktan çıktı benim için. Sadece bir mekân değil, aynı zamanda ulaşamadığım bir his haline geldi.

Bir gün annemle konuşurken bana babamın eski eşyalarını toparladığını söyledi. O an içimde bir boşluk hissettim.

O boşluk, tırnak keski gibi küçük ama keskin bir şeydi.

Bir Nesnenin Hatıralara Dönüşmesi

Bir gün odamdaki çekmeceleri karıştırırken küçük bir tırnak keski buldum. Muhtemelen annem orada unutmuştu. Elime aldım, metal soğuktu.

O an çocukluğum geldi aklıma. Babamın elleri, tamirhane, yağ kokusu… ve annemin banyodaki sessizliği.

İkisi arasında sıkışmış bir çocuk gibi hissettim kendimi.

Ve ilk kez o an şunu düşündüm: İnsan kendini de kesebilir mi?

Fazlalıklarını, acılarını, eksikliklerini…

Belki de büyümek biraz da buydu.

Gece Yazıları ve İçimdeki Sessiz Diyalog

O geceden sonra defterime daha sık yazmaya başladım. Kayseri’nin gece sessizliği içinde, kalem sesi bile farklı duyuluyor. Sanki her kelime, bir şeyleri düzeltmeye çalışıyor.

“Baba,” diye başladığım bir sayfada durdum.

Devamını getiremedim.

Çünkü bazı kelimeler yazıldığında daha gerçek oluyor.

O defterin bir köşesinde hâlâ o eski çizim durur: keski. Altında küçük bir not: “şekil verir.”

O cümle bana çok şey anlatır.

Tırnak Keski ve Hayatın Küçük Düzeltmeleri

Zamanla şunu fark ettim: tırnak keski ne için kullanılır sorusu sadece basit bir bakım sorusu değil. İnsan kendini de sürekli düzeltmeye çalışıyor.

Bazen fazla uzayan duygular var.

Bazen canını acıtan küçük kenarlar.

Bazen de görmezden gelinen ama sürekli rahatsız eden şeyler.

Tırnak keski, o küçük fazlalıkları almak için var. Ama insan kendi içindeki fazlalıkları nasıl alacağını çoğu zaman bilmiyor.

Ben de bilmiyorum.

Ama deniyorum.

Sonra Gelen Sessizlik ve Kabul

Bir akşam babamla uzun zaman sonra telefonda konuştum. Sesini duyduğumda ilk hissettiğim şey özlemdi. İkinci his ise garip bir rahatlamaydı.

Çok az konuştuk.

Ama bazen az kelime yeterlidir.

Telefon kapandığında uzun süre tavana baktım. O an anladım ki bazı insanlar hayatımızda sürekli olmayabilir ama etkileri her yerde kalır.

Tıpkı bir keskinin metalde bıraktığı iz gibi.

İçimde Kalan Çocuk ve Bugünkü Ben

Şimdi 25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Günlerim bazen çok hızlı, bazen çok yavaş geçiyor. Ama her ne olursa olsun, o eski sorular hâlâ içimde:

“Bu ne işe yarar?”

“Bunu neden yapıyoruz?”

“Eksik olan ne?”

Ve bazen cevaplar, bir nesnenin içinde gizli oluyor.

Bazen de bir tırnak keskinin soğuk metalinde.

Son Bakış

Gece yine Kayseri’nin sessizliğine bırakırken kendimi, masanın üzerinde küçük bir tırnak keski duruyor. Ona bakıyorum. Basit bir şey gibi görünüyor ama bana çok daha fazlasını hatırlatıyor.

Babamı.

Çocukluğumu.

Ve büyürken kaybettiğim şeyleri.

Ama aynı zamanda hâlâ içimde duran bir umudu da.

Çünkü bazı şeyler kesilse bile, izleri kalıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://ucuzabilgi.com https://viffel.com.tr https://newmacy.com.tr Sitemap
ilbet bahis sitesi