Fiil ile Fiilimsi Arasındaki Farkı Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İncelemek
Günümüz dünyasında dil, sadece iletişimi sağlamakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal yapıların, normların ve güç ilişkilerinin de bir yansımasıdır. Fiil ve fiilimsi arasındaki farkı anlamak, dilin derinliklerine inmek ve bu farkları toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından incelemek, dilin toplumsal etkilerini anlamaya da yardımcı olabilir. İstanbul’da yaşayan ve toplumsal dinamikleri gözlemleyen biri olarak, günlük hayatta karşılaştığım farklı grupların, bireylerin dil kullanımlarını ve bu kullanımların toplumsal cinsiyet ile çeşitlilik açısından ne gibi anlamlar taşıdığını gözlemlemek çok öğretici olmuştur.
Fiil ile Fiilimsi Arasındaki Temel Farklar
Öncelikle, fiil ve fiilimsi arasındaki temel farkları kısaca özetleyelim. Fiil, bir işin yapılmasını, bir hareketin gerçekleşmesini ya da bir durumun varlığını ifade eden kelimelerdir. “Koşmak”, “yazmak”, “gitmek” gibi örneklerle fiillerin anlamı, doğrudan bir eylemi belirtir. Fiilimsi ise fiilden türeyen ve bir cümlede yüklem olmayan, ancak yüklemle ilişkili olan kelimelerdir. “Koşarak”, “yazarak”, “giderek” gibi örneklerde fiilimsi, fiilin anlamını değiştiren ya da eylemi başka bir şekilde anlatan eklerle kullanılır.
Bu dilbilgisel farkın günlük yaşamda nasıl şekillendiğini, sosyal hayatta gözlemlerimle daha iyi anlatabilirim.
Dil ve Toplumsal Cinsiyet: Fiil ve Fiilimsinin Farkları İnsanın Toplumsal Rollerini Nasıl Yansıtır?
İstanbul’da bir sabah, metrobüste gideceğim yere doğru ilerlerken, yanımda bir grup kadının sohbetini duydum. Sohbetin konusu, işyerinde yaşadıkları cinsiyetçi tutumlardı. Kadınlardan biri, bir erkek arkadaşının “Açıkça seni küçümseyen bir şekilde konuşuyor” dediği cümleyi öfkeyle anlatıyordu. Bu kadın, bu tür bir dilin, yani küçümseme ve dışlama ifadelerinin bir fiil kullanımı ile güçlü bir şekilde yansıtıldığını düşündüğünü söyledi. Oysa bu durumun, bir fiilimsi yardımıyla daha az doğrudan ve dolaylı bir biçimde anlatılabileceği üzerinde de duruyordu.
Örneğin, “Konuştuğunda bana hakaret ediyordu” yerine “Konuşarak bana hakaret ediyordu” ifadesi, dildeki fiilimsi kullanımının, bir durumu daha farklı bir açıdan ele almayı sağlayabileceği düşüncesi aklımda kaldı. Burada fiil, eylemi doğrudan anlatırken, fiilimsi, eylemin etkisini ya da sürecini daha dolaylı bir biçimde ifade ediyor. Dilin toplumsal cinsiyet normlarını şekillendiren bir yapısı olduğunu gözlemleyerek, kadınların, dildeki bu farkları nasıl toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri karşısında yorumladığını daha net bir şekilde anlayabiliyorum.
Fiil ile fiilimsi arasındaki farklar, toplumsal cinsiyet rollerinin güç ilişkileriyle de şekillenir. Kadınlar, daha az söz hakkı ve daha fazla duygusal yük taşıyan rollerle toplumsal yapıda yer alırken, fiil kullanımı onlara daha direkt ve güçlü bir şekilde seslerini duyurma imkânı tanırken; fiilimsi kullanımı ise bazen durumların etkisini daha dolaylı bir biçimde anlatmalarına yol açar. Bu dilsel tercihler, toplumsal cinsiyetin nasıl içselleştirildiğini ve dilin, bu içselleştirmenin bir yansıması olarak nasıl şekillendiğini gösterir.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Fiil ve Fiilimsi
Çeşitlilik ve sosyal adalet konusunda dilin rolü de önemli bir yer tutar. Birçok farklı kültürden ve geçmişten gelen insanlarla iç içe yaşadığımız İstanbul gibi büyük bir şehirde, dildeki her değişim ya da fark, bazen bir kişinin toplumsal konumunun ve yaşadığı zorlukların bir göstergesi olabilir. Birçok insan, dilin en küçük bir farkında bile kendisini dışlanmış ya da ayrımcılığa uğramış hissedebilir.
Toplu taşımada, özellikle sabah saatlerinde çalışan insanların günlük yaşantısına şahit olurken, sıkça karşılaştığım bir diğer örnek de fiil ve fiilimsi arasındaki farkın sosyal statü ile ilişkisi üzerineydi. Mesela, şehrin varoşlarından çalışan, genellikle kadın ve düşük gelirli bireyler, fiil ve fiilimsi kullanırken daha doğrudan ve basit cümle yapıları tercih ediyorlardı. “Beni işten kovdular” veya “Evimi temizliyorum” gibi cümlelerde fiil, kişinin kendi deneyimlerini net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Ancak bu durumu farklı bir kesimle karşılaştırdım: Orta sınıftan ya da yüksek gelir grubuna ait bireyler, genellikle fiilimsi kullanarak daha dolaylı ve soyut anlatımlar yapmayı tercih ediyorlardı. “İşimi yapmak zorunda kaldım” ya da “Eve gelirken biraz yorgundum” gibi cümlelerde fiilimsi, daha az belirgin bir sorumluluk ya da zorunluluk hissettiriyordu. Buradaki fiil ve fiilimsi kullanımı, sınıf farklarını ve bu farkların dilde nasıl yansıdığını gözler önüne seriyordu.
Çeşitli toplumsal grupların dilde fiil ve fiilimsi kullanma biçimi, aynı zamanda sosyal adalet açısından da önemli bir göstergedir. Dilin gücü, bir kişinin toplumdaki yerini nasıl ifade ettiğini belirleyebilir. Düşük gelirli kesimler daha fazla fiil kullanarak, doğrudan anlatım tercih ederken, yüksek gelirli ve ayrıcalıklı kesimler fiilimsi kullanımıyla daha dolaylı, bazen soyut bir dil kullanma eğilimindedir. Bu fark, dilin sınıf, cinsiyet ve etnik köken gibi faktörlerle nasıl iç içe geçtiğini gösterir.
Fiil ve Fiilimsinin Günlük Hayattaki İzdüşümleri
Dil, hayatımızda bu kadar derin ve görünmeyen bir etki yapıyorsa, fiil ve fiilimsi arasındaki farkların da toplumsal yapıları nasıl yansıttığını gözlemlemek zor olmayacaktır. İstanbul’un çeşitli bölgelerinde, farklı toplumsal kesimlerin fiil ve fiilimsi kullanımlarındaki farkları gözlemlemek, dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel normların yansıması olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Sokakta yürürken, otobüste yanımda oturan bir kadının “Beni duymayarak cevap verdi” cümlesinde kullanılan fiilimsi, bir haksızlık durumunu daha dolaylı bir biçimde anlatıyordu. Oysa, yine aynı otobüste oturan bir erkeğin “Beni dinlemedi” diyerek kullandığı fiil, durumu daha doğrudan ifade ediyordu. Bu fark, toplumda cinsiyetlerin, sınıfların ve grupların nasıl farklı biçimlerde dile yansıdığına dair önemli bir göstergeydi.
Sonuç: Dilin Toplumsal Yapıları Şekillendiren Gücü
Sonuç olarak, fiil ve fiilimsi arasındaki fark, sadece dil bilgisel bir konu olmanın ötesine geçer. Dil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle ilgili çok derin anlamlar taşır. Fiil ve fiilimsi kullanımlarındaki farklar, bireylerin toplumsal statülerini, cinsiyet rollerini ve kültürel normlarını nasıl içselleştirdiğini ve bu yapıları nasıl yeniden ürettiğini anlamamıza yardımcı olabilir. Bu nedenle dilin, sadece bir iletişim aracı olmanın ötesinde, toplumsal eşitsizlikleri ve güç ilişkilerini şekillendiren önemli bir araç olduğunu unutmamalıyız.