Balıkların Efendisi Kimdir?
Kayseri’nin taş sokaklarında, sıcak yaz günlerinin bitmek tükenmek bilmeyen sıcağında, hayat her zaman biraz daha ağırlaşır. O gün de öyle bir gündü. Sadece sokaklar değil, içim de boğuluyordu. İnsanın içinde garip bir boşluk olur ya, işte o an tam olarak o hissi yaşıyordum. Bir şeyler eksikti. Bir şeyler olması gerekiyordu ama neydi? Tam da o sırada bir şey fark ettim: Balıklar. Neden balıklar? Çünkü “Balıkların Efendisi” dedikleri kişi, belki de ben olabilirdim. Evet, kulağa saçma geliyor, biliyorum. Ama öyle hissediyorum.
Bir Hayal Kırıklığı Başlangıcı
O sabah Kayseri’nin küçük bir balık pazarına gitmiştim. Yıllardır her yaz sabahı, pazara çıkıp taze balıkları alırdım. Balıkların bana verdiği huzuru, onu tanıdıkça insanın içindeki derin duyguları anlayabilmeyi çok seviyorum. Ama o gün başka bir şey vardı. Pazar sabahı her zaman olduğu gibi taze balık kokusu, pazarcıların çığlıkları, insanların gülüşmeleri… Ama içimde bir boşluk. Bir gariplik. Balıklar, o kadar canlıydılar ki; birbirlerine dokunuyor, serbestçe hareket ediyor, hayatta kalmak için mücadele ediyorlardı. Ama ben? Ben o mücadeleyi göremiyordum. Bir yanda tüm bu canlılar, öteki yanda ben, bir kaybolmuş gibi hissediyordum.
İçimden bir ses, “Balıkların Efendisi kimdir?” diye fısıldadı. Bu sorunun anlamını tam olarak bilemiyorum ama bir şekilde bu, bana yöneltilmiş gibiydi. Hani bazen bir cümle ya da düşünce bir anda tüm evrenin düzenini değiştirir ya, işte o anı yaşıyordum. Kendimi bir anda, oradaki tüm balıkların arasında, suyun altındaki karanlık dünyanın bir parçası gibi hissettim. Her birinin hareketi, sanki bana bir şeyler anlatıyordu. Onlar hep hareket halindeydiler. Ancak ben bir yerlerde duruyordum. Yavaşça, sırtımda ağır bir yükle.
Bir Arayışın Başlangıcı
Balıkların Efendisi kimdir, gerçekten kimdir? Soruyu anlamadım. Belki de anlamak için biraz daha düşünmem gerekiyordu. O günden sonra, bu sorunun peşinden gitmeye başladım. Çünkü içimde, bir şeyin eksik olduğunu biliyordum. Balıklar, bu denizin içindeki tüm sırları saklıyorlardı ve onları keşfetmek için bir şeyler yapmalıydım. Yavaş yavaş, onlara doğru çekildim. Hani bazı insanlar vardır ya, denizin derinliklerine bakınca içindeki karanlıkları görebilirsiniz. Ben de o anda balıklara bakarak, denizin içinde kaybolmayı istedim.
O günlerden sonra balıklarla, denizle daha çok vakit geçirmeye başladım. Onların hareketlerini izlerken, bazen kendi hayatımda yaptığım seçimlerin de ne kadar monoton olduğunu fark ettim. Her gün aynı şeyler, aynı insanlar, aynı şehir. Bir balık gibi dönüp dönüp aynı yolda yüzüyordum. Ama hiç duraksamadan. Hep mücadele. Ama nasıl? Nerede? Bir yanda bu mücadele, diğer yanda içimdeki boşluk… Balıkların Efendisi, belki de bir içsel farkındalık durumuydu. Hayatta her şeyin hareket halinde olduğu, ama bir noktada da dinlenilmesi gerektiğini gösteren bir şey.
Bir Duygusal Yolculuk
İçimde bir huzur arayışım vardı. Ama balıkların dünyasına ne kadar yaklaşsam da, bir türlü o huzuru bulamıyordum. Bir balığın, bu kadar insana huzur verebileceğini hiç düşünmemiştim. O kadar basit, o kadar doğal bir şeydi ki bu. Ama ne zaman deniz kenarına gitsem, ya da bir akşam balık alıp pişirsem, içimde başka bir dünyaya adım atmış gibi hissediyordum. Ne kadar duygusal olursa olsun, suyun içinde kalmak, tüm endişelerden, kaygılardan, her şeyden uzaklaşmak gibiydi. İşte o zaman içimde bir şeylerin çözüldüğünü fark ettim. Balıkların Efendisi kimdir? Belki de denizin efendisi, içindeki tüm sırları görebilen, karanlıkla barışan kişiydi.
Gerçekten Bir Efendi Mi Olunur?
İçimde bir soru daha belirdi. “Gerçekten bir efendi olmak ne demek?” Balıkların Efendisi, sadece denizin değil, kendi içindeki denizin de efendisi olmalıydı. Balıklar, suyun efendisi değilse, o zaman biz insanlar suyun efendisi olabilir miyiz? Bir an düşündüm. Ama o kadar basit bir cevabı yoktu. O kadar karmaşık bir soru ki. Her geçen gün, denizle daha çok vakit geçirdikçe, kendi içimde de bir değişim başlamıştı. Sadece dışarıya bakarak anlamam gereken bir şey vardı. Balıkların Efendisi, belki de hepimizin içindeki kaybolmuş denizdi. O denizi bulmak, o karanlıkları keşfetmek, kendi iç yolculuğumuzu yapmak belki de gerçek bir efendilikti.
Sonuçta Ne Oldu?
Sonuç olarak, Balıkların Efendisi kimdir? Bunu tam olarak bilemiyorum. Ama bir şey biliyorum: Hayat bazen bir deniz gibidir. Çalkantılı, belirsiz ve bir o kadar da derin. Balıkların Efendisi, bu denizin efendisi olmak demek, hayatın dalgalarına karşı koyabilmek demek. Bunu başarabilen kişi, belki de gerçek anlamda “efendi” olur. Ama belki de esas efendilik, kabul etmekte ve karanlıkla barışmakta gizlidir. Balıkların Efendisi olmak için belki de tek gereken, denizin derinliklerine inmek ve kaybolmaktır. Kaybolduğunda, aslında bulduğunu fark edersin.